• Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • İçel
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
20 Ocak Cuma 2017
GÜNÜN HABERLERİ

Kuva-yı Milliye Seferberliği

  • Yorumlar (0)
  • 04 Ocak 2017 00:00

Sevgili okuyucular, ülkemiz topyekûn bir saldırı altındayken yılbaşı gecesi Reina’da yapılan alçak saldırıdan sonra toplum olarak nasıl bir seferberlik altına girebiliriz konusunda düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce bu alçakça saldırıda hayatını kaybeden insanlara Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar ve Milletimize sabır dilerim.

Medyada eğlence merkezine yapılan saldırıyla ilgili servis edilen tüm haberlere rağmen ayrıntılara girmeyeceğim. Ülkemizin büyüme ve bölgesinde aktif rol üstlenerek çatışmaları çözümleme, çevre ülke olmayı reddedip merkez ülke olma yolunda ilerlemesine karşı, Küresel Sermaye özel harp yöntemleri kullanarak gizli servisler içindeki klikleri ve tüm terör örgütlerini bir konsorsiyum gibi kullanarak dört bir yandan saldırıyor. Dünya’da devam eden Küresel Harpten sonra yeni kurulacak düzende Amerika ve Rusya ile üçüncü kutup olarak söz sahibi olmak isteyen Küresel Sermaye, özetle şu unsurlardan oluşan bir piramit yapıdır. Çok uluslu şirketler ve bunların asıl sahibi olan birkaç aile…

Türkiye 15 Temmuz’da yaşadığı NATO- Gladio- destekli darbe ve iç işgal girişimini Devlet ile Milletin tek yumruk olmasıyla atlattı. Ancak bizi küçültmek ve içeri kapatarak oyalamayı amaçlayan Küresel Sermaye saldırılarını çeşitli maskeler kullanarak sürdürdü. Bazen finansal terör maskesini takarak dolar ve kredi derecelendirme notları, bazen siber terör maskesi takarak bankalardan yüksek miktarda para çalma, su ve elektrik şebekelerini devreden çıkarma, bazen terör maskesi takarak PKK/PYD, FETÖ, DAEŞ ve DHKP-C ve diğer tabela terör örgütlerle ülkemizin huzur ve güvenliğini tehdit ettiler. Aramıza her türlü nifak tohumlarını ekerek geçmişte ve günümüzde Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Müslüman, Sağcı-Solcu, Liberal-Muhafazakâr gibi yapay ayrımlar yaratmaya çalıştılar. Ancak bu toprakların zenginliğinin ve halkımızın sağduyusunun inceliklerini çözemedikleri için başarısız oldular.

Dünya’da hüküm süren Küresel Savaşın en şiddetli cephesinin ülkemiz olduğunun farkında olarak mevcut kaotik koşullar altında seferberlik ilanının son derece doğru ve faydalı olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanımız tarafından birkaç platformda dile getirilen seferberliğin nasıl yapılması gerektiği üzerine çok düşündüm. Son aylarda yapılan terör eylemlerinden sonra medyanın dezenformasyon ve manipülasyonun da katkısıyla insanların hayatın içinde ve sosyal medyada düşüncelerini ve yorumlarını takip ettikçe zihinlerinin ne kadar karanlık ve olumsuz bir program tarafından formatlandığına tanık oldum. Küresel Sermaye, başta medya olmak üzere her türlü enstrümanı kullanarak algılarımızı kodluyor. Düşüncelerimizin, inançlarımızın, ideolojilerimizin ve tepkilerimizin kendimize ait olduğunu sanıyorsak, kendimizi aldatıyoruz. Halkın çoğunun düşünceleri kendisinin değildir. Ülkemiz içine yıllar önce Küresel Sermayenin İngiltere ve Amerika’nın bir kanadını kullanarak yerleştirdiği yapılar, kurumlar, organizasyonlar, STK’lar ve kanaat önderleri tarafından seslendirilen, yayılan fikirler ve düşünceler halkın zihinlerine enjekte edilmiştir. Bu bakımdan Devletin önderliğinde başlatılacak seferberlik, toplumumuzdaki kamplara, kliklere, kabilelere veya hiziplere bölünmüşlük görüntüsünü kaldırmayı amaçlamalıdır. Yapılan tüm eylemlerin birincil amacının ülkemizin bekasını tehdit etmek olduğunu fark edebilirsiniz. Bu eylemlerin ikincil amaçları ise ‘Böl, parçala ve yönet’ klişesinin gereği farklılıklarımızı, ihtilaf, ayrılık ve çatışmaya dönüştürecek biçimde kullanmaktır.

Milli Seferberliği Devletin ilan etmesi ve esaslarını, bireylere düşen görevleri hükümetin belirlemesi doğru bir yaklaşım görünebilir. Ancak vatandaş olarak hepimizin inisiyatif alması ve ortak bir bilinç geliştirmesi Devletimizin verdiği topyekûn mücadeleyi kolaylaştırır. Birinci İstiklal Harbini Kuvâ-yı Milliye ruhuyla kazandık. Yaklaşık 120 yıldır devam eden bu mücadelede son nokta olan İkinci İstiklâl Harbini ancak Kuvâ-yı Milliye organizasyonlarını yeniden tesis ederek kazanıp 2023’e farklılıklar içinde farklılıkları bütünleşmenin bir aracı olarak gören milletle güçlü ve refahını gerçekleştirmiş bir ülke olarak girebiliriz.
Kelimenin tanımını basitçe açıklayacak olursam Kuvâ-yı Milliye milli kuvvetler demektir. Mondros Mütarekesi’nde yurdumuz işgal altındayken, bağımsızlık ve özgürlük meşalesiyle verilen vatan mücadelesinde halkın kendi bölgelerindeki ilk direniş hareketleridir. Düzenli ordu oluşturuluncaya kadar her bölgenin Kuvâ-yi Milliye teşkilatı yörenin önderleri ve tecrübeli subaylar tarafından yönetilmiş ve büyük kahramanlıklar göstermiştir. Düşmanın Anadolu içlerinde ilerleyişini durdurarak büyük zayiatlar verdirmiştir.

Günümüzde Devletimiz, kurumları, ordusu ve tüm güvenlik kurumlarıyla topyekun mücadele ederken, halkımızın göstermesi gereken Kuvâ-yi Milliye seferberliği elbette değişik olacak ve günümüz koşullarına adapte edilecektir. Küresel Sermayenin en güçlü olduğu kurum olan NATO’nun gizli ordusu Gladio ile ülkemizde siyasi, askeri ve ekonomik alanda çok kapsamlı ve örtülü yıkıcı faaliyet yürütürken ve Devletimiz buna yurtdışı ve yurtiçinde başarıyla karşı koymaktadır. Bu mücadelede, halkımız ülkenin bekasını tüm menfaatlerin üzerine koymasını bilerek üzerine düşen vazifeyi yapar. Hepimizi düşünmeye davet ediyorum. Gemimiz çok fırtınalı bir havada seyredip dev dalgalarla boğuşurken kazandığımız paranın, çalıştığımız işin, yatırım araçlarının hiçbirinin önemi yok. Gemi batarsa, ne paramız ne kariyerimiz, ne malımız ne de statümüz bizi kurtarır. Kısa vadeli günlük çıkarlarımızı düşünüp birbirimizle didişmek yerine uzun dönemli menfaatimiz olan bekaya odaklanırsak gemimizi güvenli bir limana ulaştırabiliriz. Bu anlayışla Milli Seferberliğimizde atmamız gereken ilk adımın, farklılıklarımızı bırakmak ve ülkemize dönük yoğun psikolojik harpten ötürü ötekileştirdiğimiz ve nefret eder hale geldiğimiz toplumsal sınıflarla bir araya gelmemizdir. Soy-sop, etnik köken, inanç ve ideolojiyle kabilelere ayrışmak yerine çokluktaki birliği nasıl oluşturabileceğimizi düşünelim. 15 Temmuz’da tarihinde yaşadığı en büyük badireyi atlatan milletimiz sağduyusuyla büyük dersler çıkarmıştır. O tarihten itibaren ülkemizdeki birlik ve beraberliğin pekiştiğini gören Küresel Sermaye taşeron piyonlarıyla saldırılarının dozunu daha da artırmıştır. Olgun insan masaya nefret ettiği, aynı fikirde olmadığı kişilerle oturabilen insandır. Dikkatinizi çekmek isterim, bu saatten sonra taraftarlık, fanatiklik, siyaset aramızdaki dayanışmayı zayıflatacaktır. Her kim partizanlık yaparak, bizi düşünce, inanç, etnik köken, mezhep bazında ayrıştırmaya çalışıyorsa ondan uzak duralım, tecrit edelim. Karşıt olduğumuzu sandığımız veya inandırıldığımız insanlarla daha çok bir araya gelelim. Artık kendimizi tanımlarken kullandığımız düşünce, inanç, ideoloji, önyargı ve rollerden arınma zamanı geldi. İkinci Kurtuluş Savaşı’nı vereceğimiz seferberlikte Kuvâ-yi Milliye ruhunu örnek alalım. Kendi bölgemizde milli hücreler oluşturalım. Bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zihinlerimize nakşettiği ‘Sath-ı Müdafaa’ ilkesine dayandıracağız. Yaşadığımız şehirde, ilçede, semtte etki alanımıza giren insanları- aile, arkadaş, iş arkadaşları, komşular vb- bilinçlendirelim. Fikir tartışmasına girmeden içinde bulunduğumuz Küresel Harbi ve milli savunmada görevlerimizi anlatalım. Tasavvufun çokluktaki tekliği görme zevkini baz alarak her fikri dinleyelim ve gönüllere girme yolunu arayalım. Unutmayalım kendi gönlümüze girmeyi başarmışsak girdiğimiz ve kazandığımız her gönül, zehirlerini temizlediğimiz bir zihin demektir. Milli seferberlikte Kuvâ-yi Milliye ruhuyla en çok etkili olabileceğimiz alanlardan birisi sosyal medyadır. Sosyal medyada inanılmaz bir ölçüde kirlilik ve zehri gözlemliyorum. Yapılan eylemden sonra sosyal medyadaki sahte hesaplardan başlayan devlet ve millet aleyhtarı propagandaya içimizdeki devşirme kanaat önderleri çanak tutuyor. Siyasetçi, medya mensubu, akademisyen, sanatçı, yazar vb. kılığında kendini aydın olarak tanımlayan ve halkın üzerinde gören belirli şahıslar ekilen nifak tohumlarını güzel ambalajlara sararak sosyal medyada yayıyorlar. Vatandaş olarak böyle şahısların fikirlerine itibar etmeyelim, rüzgârlarına kapılanları uyaracak ve bilinçlendirecek karşı yorumlar yapalım. İşi vatana ihanet derecesine vardıran ve terör örgütlerine yardım eden şahısları devletin ilgili birimlerine ihbar etmekten çekinmeyelim. Milli Seferberlik ruhunun özü Atatürk’ün ünlü sözü “Bir Türk Dünya Bedeldir” sözü ve anonim söz “İşler Çığırından Çıktığında Her Türk Bir Ordu Olmasını Bilir” sözüdür. Dışarıdan hamaset edebiyatı olarak algılanabilecek bu iki parolayla ruh, beden ve zihin bütünlüğünü yakaladığımız takdirde, bize bahşedilen potansiyelimizi tam kapasiteyle kullanabilir ve hayal bile edemeyeceğimiz güç elde edebiliriz. On altı Devlet kurmuş bir millet olarak Yeni Dünya Düzeninde farklılıklarımızı koruyup farklılıklar içinde birlik zenginliğini idrak edersek Hakikat içinde görevimizi ülke olarak keşfetmiş oluruz. Yukarıda verdiğim Milli Seferberlik parolalarında Teklikten, noktadan çokluğun yayıldığını ve çokluğun yanılsamadan ibaret olduğunu tekâmül ettikçe anlayabiliriz. Her birimizin kendi bölgemizde, hatta zihinlerimizde oluşturacağı Kuvâ-yi Milliye Seferberlik ruhuyla çokluk yanılsamasından kurtulup tek kişilik ordu olduğumuzu anladığımız anda bölgelerinde birer güç merkezleri noktaya dönen bizlerin karşısında hiçbir güç duramaz. Vatan şairimizin dediği gibi “Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.”

  Gönder
OKUYUCU YORUMLARI
TOPLAM

0

YORUM

Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetesiz.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

GAZETESİZ.COM 'DA!

GAZETESİZ.COM 'DA!

GAZETESİZ.COM

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GAZETESİZ.COM'U 'TA TAKİP ET!

GAZETESİZ.COM'U 'DA TAKİP ET!

 
 
RSS
1 DAKİKANIZI ayırarak gazetesiz.com'a katılın