• Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • İçel
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
29 Mayıs Pazartesi 2017
GÜNÜN HABERLERİ

La Fontaine’e kızgınım!

  • Yorumlar (0)
  • 17 Haziran 2012 00:00

Şehirde insanın ilgisi çok çabuk dağılıyor.

Dolayısıyla insan kendinde çok fazla kalamıyor.

Kalabalığa karışıyor,

Trafiğe karışıyor,

Sokaklara karışıyor,

Caddelere karışıyor.

Sonra tam bir şey düşünüyor;

Telefon çalıyor,

Kapı çalıyor,

O geliyor,

Bu gidiyor,

O oluyor,

Bu oluyor derken,

Şehirde her şey daha hızlı oluyor:)

Ona, buna, şuna derken,

İnsan mutlaka bir şeylere bölünüyor.

Hani ben bir süredir Shambala’daydım ya,

Şehrin sesleri şimdi bana eskisinden daha gürültülü geliyor.

Sanki herkes daha fazla bağırıyor!

İnsan binalara bakarken ağaçları özlüyor;

Gökyüzüne bakarken, yıldızları özlüyor.

Ağurtos böceklerinin seslerini falan özlüyor:)

Shambala’da zaman-zaman ilgimi dağıtan tek şey, sabah kahvaltısı ile başlayıp akşam yemeğinin sonuna kadar devam eden müzikti.

Ama seçilen müzikler o kadar güzeldi ki, insan şikâyet edemiyor:)

Ama yine de, ağustos böcekleri daha güzel şarkı söylüyor,

Du:)

Ağustos Böceği ile Karınca’nın masalını herkes bilir.

Hani karıncanın çok çalışkan olduğu; yazın sımsıcak günlerine aldırış etmeden kışa hazırlık yaptığı, hiç durmadan çalıştığı, ağustosböceğinin ise bir ağacın gölgesinde uzanıp, gelecek kaygısı duymadan şarkılar söylediği…

Ben ağustos böceğinden yanayım:)

Çünkü zaten bir ay ömrü olan ağustos böceği hayatını kışa erzak toplayarak ve yarınlarına yatırım yaparak geçirecek değil ya!

Ayrıca ağustos böceklerinin yaşamlarını merak edip araştırdıktan sonra La Fontaine’nin doğanın aylak müzisyenlerine haksızlık yaptığına karar verdim:)

Bir kere sadece erkek ağustos böceği şarkı söyleyebiliyor.

Dişi ağustos böceği ise, en güzel şarkı söyleyen erkeği kendine eş seçiyor.

Yani garibim o kadar şarkıyı kendini dişilere beğendirmek için söylüyor.

Çünkü ölmeden çiftleşmek zorunda…

Yaz sonuna doğru çiftleştikten sonra da ölüyor.

Dişi Ağustos Böceği ise yumurtalarını ağaçların yarıklarına bırakıyor.

Altı hafta sonra doğan yavrular, ayaklarıyla toprağı kazarak altına gizleniyor ve ağaç köklerinin öz suyu ile besleniyorlar.

Toprak altında en az dört 4 yıl en fazla ise 17 yıl kadar kalabiliyorlar.

Daha sonra ağaç gövdesine tırmanarak örtülerini terk ediyorlar ve kanatlanıp uçuyorlar.

Gündüzleri yaprak aralarında gizleniyorlar,

Geceleri erkekleri şarkı söylüyorlar, dişileri ise onları dinliyorlar.

Ağustos böcekleri ağaç filizlerinin özlerini içerek besleniyorlar.

Bu arada bir ağustos böceğinin şarkı söylerken yanına bir mikrofon koyarsanız, 158 desibellik bir ses çıkardığını tespit edebilirsiniz.

Yani bir ağustos böceği bir müzik aleti kadar büyütülmüş olsa, çıkardığı sesle camları kırıp, duvarları yıkabilir.

Bu da demek oluyor ki; bir ağustos böceği uygun şartları bulursa, bir el bombası kadar tehlikeli olabilir:)

Zaten bu sebeple böceğin işitme organı, kendi sesi yüzünden sağır olmaması için karnının uzağında bir kapsülün içinde bulunuyor.

Plato'nun Phaedrus'una göre ise, Sokrates ağustos böceklerinin bir vakitler insan olduklarına inanıyor.

Yani bu inanışa göre ağustos böcekleri Müz’lerden önce yaşayan insanlardı.

Müz’ler doğup şarkı ortaya çıktığında, bazı insanlar yemeyi içmeyi unutup, sadece şarkı söylemeye başlamışlar ve şarkı söyleyerek ölmüşler.

Muses ise (ilham perisi) onları ömürleri boyunca şarkı söyleyebilsinler diye ağustos böceklerine çevirmiş.

İnsan bu hüzünlü hayat hikâyesinden sonra La Fontaine’e kızıyor:)

Ona göre ağustos böceği tembel, aklı beş karış havada ve sorumsuz bir böcek,

Bana göre ise, her canlı gibi sadece kaderini yaşıyor.

Sizce de ağustos böceği kısacık hayatını şarkılar söyleyerek geçirmesin mi?

Ayrıca La Fontaine'nin uydurduğu gibi bütün ateş böcekleri mutluluktan şarkı söylemiyor.

Bazı ateş böceği türlerinin çok üzgün ses çıkarttığı bilinir.

Not: Ağustos böcekleri patlayarak ölüyor:(

Yarın: Balinaların çiftleşmesi:)

  Gönder
OKUYUCU YORUMLARI
TOPLAM

1

YORUM

Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetesiz.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

cadı 5 yıl önce

ne böcek ne karınca...bazen biri bazen diğeri...hayat böyle olmalı...yani lafonten yarı haklı:)

GAZETESİZ.COM 'DA!

GAZETESİZ.COM 'DA!

GAZETESİZ.COM

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GAZETESİZ.COM'U 'TA TAKİP ET!

GAZETESİZ.COM'U 'DA TAKİP ET!

 
 
RSS
1 DAKİKANIZI ayırarak gazetesiz.com'a katılın